GENÇ BÜROKRAT MANŞET HABERLER

SİYASET GÜNDEMİ
TÜRKİYE
ATAMA & TAYİNLER
DUYURULAR
BÜROKRAT HABERLERİ
RÖPORTAJ

''Evraklara Değil İnsanlara Yoğunlaşıyoruz''

Dergimizin bu sayısında Gökçebey’in görevine sıkı sıkı sarılmış, çalışkan, oldukça genç ve dinamik kaymakamı Gökhan Öztürk ile sizler için dolu dolu bir röportaj yaptık. Eğitimi, çocukları ve en temelde bireyi merkeze alan Öztürk, mesleğinin hakkını vererek sağlam adımlarla ilerliyor.
Bu haber 2017-08-23 09:16:28 eklenmiş ve 293 kez görüntülenmiştir.

“Bir şeyi kafaya koyarsam mutlaka yapmaya çalışırım”

Sizi tanıyabilir miyiz?

1990 yılında Bolu'nun Yeniçağa İlçesi'nde doğdum. Aslen Boluluyum. 2009 yılında girdiğim Ankara Üniversite'si Siyasal Bilimler Fakültesi'nden 2014 yılında mezun oldum. Girdiğim sınavlar neticesinde 2015 yılında kaymakamlık mesleğine adım atmış bulundum. Bu mesleği icra edebilmemiz için yapmamız gereken birtakım stajlar ve yerine getirmemiz gereken eğitimler var. Bu kapsamda İl stajımı ilk olarak Bolu Valiliği’nde tamamladıktan sonra tecrübeli kaymakamların yanında yapmamız gereken refakat stajımı da Ankara Kazan'da ve Çanakkale'de tamamladım. Teftiş stajını ise bakanlıkta yaptım. 5 haftalık refakat stajım, Eskişehir'de oldu. Daha sonra Giresun'un Dereli İlçesi'nde kaymakamlık görevimi yerine getirmeye başladım.  İhtiyaçtan ötürü ocak ayından itibaren de Gökçebey'de görevime devam etmekteyim.

Çocukluğunuzdan ve kişiliğinizden bahsedebilir misiniz?

Çocukken çalışkan bir öğrenciydim. Hırslı bir çocuktum. Bir şeyi kafaya koyarsam mutlaka yapmaya çalışırım. Mesela çocukken bir topu 10 kere sektirmeden eve girmeyeceğim dediysem o topu soğuktan donardım da 10 kere sektirmeden eve girmezdim. Dediğimi hep yaptım ve yaparım. Matematik derslerinde çok iyi bir öğrenciydim. Genel olarak başarılı bir öğrenciydim diyebilirim. Ailem beni ekonomik anlamda çok iyi destekleyememiş olsalar da ben her anlamda o açığı kapattım. Olumlu düşünen iyimser bir insanım. Kendime olan güvenim tamdır. Kendime her anlamda güvenirim. Çocukluğum küçük bir ilçede geçti. Sokakta büyüyen son nesil olarak ben de 90'lar kuşağından gelen her çocuk gibi yaramaz bir çocuktum diyebilirim. Tabii çalışkan olmamım yanı sıra başarılı biri olup olmadığımı size söyleyemiyorum. Çünkü ben başarı kavramını göreceli olarak görüyorum.

Kaymakamlık mesleği çocukluk hayaliniz miydi?

Kaymakamlığı çok önceden istemiyordum. Kaymakamlık mesleğini bilmiyordum çünkü. Ama Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi'ne girince, orada mesleğin inceliklerini öğrendim. Ankara Siyasal, insana devlet kültürüyle birlikte mülkiye kültürünü de veriyor. Ben de kazandığım bu kültürü kaymakamlık mesleğiyle icra etmeye başladım. Kaymakamlık sınavlarında başarılı olunca mesleğe başlamış bulundum. İnşallah meslekte başarılı olmayı temenni ediyorum.

“Benim için hayatta en önemli şey eğitimdir“

Gördüğünüz kadarıyla Gökçebey'deki eksiklikleri söyleyebilir misiniz?

Gökçebey coğrafyası iklimi çok güzel olan bir ilçe. Çok şirin bir yer burası. Benim gördüğüm kadarıyla en başta buradaki eksiklik eğitim. Verilere de baktığımızda Zonguldak Bölgesi'nde eğitim anlamında en geri kalmış ilçe Gökçebey olarak görülüyor. Tabii bu verilerin bu şekilde ortaya çıkmasındaki etken şudur: Çaycuma ve Devrek ilçelerimizdeki okullar daha iyi ve öğrenciler genellikle oradaki okulları tercih ediyor. Bu da buradaki okulların eğitim seviyelerinin düşük olarak ortaya çıkmasına neden oluyor. Eğitimin tek kapsamı da okul değildir. Aile içi eğitim de çok önemlidir. Bölgemizde çok parçalanmış aile var. Boşanma oranları yüksek. Çoğu çocuğumuz aile büyükleri ile kalıyor. Ailelerin maddi manevi anlamda desteği az oluyor. Gösterilen ilgi ve destek yeterli olmuyor. Eğitim anlamındaki verimliliğin düşük olması ve bu durumları bilmemiz bizi eğitim alanında çalışmalar yapmaya itti. Buna yönelik rehber öğretmenlerimizle birlikte çalışmalar başlattık. Sıkıntılı öğrencilerle ilgili liste çıkardık. Psikolojik desteğe ağırlık vermeye başladık.  Aileleri bilinçlendirmek için toplantılar düzenlemeye yönelik bir girişimde bulunduk. Gökçebey, öğretmenlerin istikrarı anlamında zorunlu eğitim kapsamında değildi. Artık zorunlu eğitim kapsamına da alındı. Okullara gittik okul müdürlerine talimat verdim. Muhtarlarla iletişime geçeceksiniz, köyden katılımı az olan muhtarları ekstra arayacaksınız. Muhtarlarda vatandaşlarla iletişime geçecek dedik. Muhtarlarımızın şöyle bir algısı var. Her şeyi yol, su olarak görüyorlar. Muhtarlarımızdan gelen talepler genel olarak şu şekilde oluyor; sayın kaymakamım şurada yol yapımı yapmamız gerekiyor ya da su deposu eksiğimiz var gibi. Bunlar çok önemli şeylerdir tabii ki de ama bence önemli olan beşeri sermayeye yatırımdır. Muhtarlarımıza, bana sadece yol, su sorunlarınızla ilgili olarak değil okullarımızdaki herhangi bir sorunla ilgili olarak da gelin diyorum. Çünkü bizler, köylerdeki eksikleri onlar gibi göremeyebiliriz. Muhtarlarımız köylerde bizim göremediklerimizi görürler. Oralarda devletimizin gözü, kulağı konumundadırlar. Okulun herhangi bir sorunu var mı? Velilerin herhangi bir sıkıntısı var mı? Bu gibi soruları yaptığımız toplantılar sayesinde öğrenebiliyoruz. Daha önce görev yaptığım illerden biri olan Giresun'da bir olayla karşı karşıya geldim. Bir öğrencimiz ne yazık ki intihar etti. Ve benim aklımda kalan durum şu oldu. Ben belki o çocuğa ulaşabilseydim o çocuk hayatta kalacaktı. O 17 yaşındaki çocuk bir mektup bırakmış. Ama bizler o mektuba ulaşamadık. Ben oradaki okul yönetimindeki kişileri o kadar uyardığım halde o mektup bize ulaşmadı. Sıkıntılı bir öğrenciniz var mı diye üstüne basa basa bu konunun üzerinde durdum. Sıkıntılı öğrenciniz varsa özel olarak ilgilenelim dedim. Ne yazık ki bir tane çocuğumuzu orada kaybettik. Mektubunu okuduğumda ailevi sıkıntılar, ekonomik sıkıntıların içinde ailenin çocuğunu yeteri kadar destekleyemediğini, çocuğun bir buhran içinde olduğunu ve hayatına son verdiğini gördüm. Bu gibi durumlar çok acı. Biz burada önce okullara öğretmenlere ulaşıyoruz. Onlar özellikle muhtarı da bu işin içine alıyorlar ve ailelere ulaşarak sıkıntıları anlamak ve çözmek noktasında bizlere destek oluyorlar. Devlet olarak eğitime ne kadar önem verdiğimizi göstermemiz lazım. Ben her gittiğim yerde eğitime verdiğim değerle gidiyorum. Önce eğitim diyorum. Köylere seyyar oyun parkları götürüyoruz. Giresun'daki görevimi icra ederken daha çok eğitim alanında çalıştım diyebilirim. İnsanların sorunlarını çözebilmemiz için önce aile içinde yaşananları dikkatli bir şekilde izlememiz gerekir. Çocukların durumunu bilerek aileyi gözlemliyoruz. Sorunları çocuklardan  öğreniyoruz. Benim için hayatta en önemli şey eğitimdir. Beşeri sermayeyi yaratamazsanız diğer yarattığınız sermayeyi kullanacak bir kesim bulamazsınız. O sermaye katma değer üretemez. Bu iki kere iki dört gibidir. Çünkü yarattığınız sermayeyi insan yönetecek ve insan kullanacak. O insanların başta eğitimli insanlar olması gerekiyor. Dediğim gibi beşeri sermaye çok önemlidir. İnsana değer verilmelidir. O kaybettiğiniz bir tane çocuk bile ilerde bir yere gelebilir, o ülkenin kaderini değiştirebilir. O çocuğu kaybettiğinizi değil de kazandığınızı düşünsenize! O çocuğun kaderini siz değiştirirsiniz. O da birçok insanın kaderini değiştirebilir. Doktor olabilir hayat kurtarabilir. Her çocuğu doktor, hakim, savcı yapacağız diye de söylemiyorum. Her şeyden önemlisi iyi bir insan olsunlar. Vatana millete bağlı kalsınlar...

“Bir çocuk eğitimden ne kadar uzaklaşırsa, kötülüklere yaklaşması o kadar kolay olur”

Ben şöyle düşünüyorum; bir çocuk eğitimden ne kadar uzaklaşırsa, kötülükler diye adlandırdığımız noktalara yaklaşması o kadar kolay olur. Çocuklara boş zaman ayırmalıyız. O boş zamanlarını nasıl değerlendirmeleri gerektiği noktasında onları yönlendirmeliyiz, onlara her noktada destek olmalıyız. Kurum ve birimlerimiz bazında bakıldığında ise bir sıkıntı görülmüyor.

Diğer bir konu ise ekonomi:

Bölgemizde ekonomik anlamda çeşitlilik yok. Yeni iş alanları kurulması gerekiyor. Genç nüfusun buradan göçünü engellememiz gerekiyor. Referandumdaki seçmen oranında da gördük ki genç nüfusun oy kullanma oranı düşmüş. Bölgemizde iş alanı olmayınca dış göçler artıyor. Bu sıkıntıların hepsi birbirine sarmaldır. Ekonomi bozuk olunca aile içi durum da olumsuz yönde etkileniyor. Aile içi ilişkiler daha çok sarsılıyor. Buranın en büyük ikinci sıkıntısı ekonomidir. Ekonomi bir altyapıdır ve üstyapıyı da etkiler. Ekonomik anlamda sıkıntı yok edilirse gelişim hızlanır.

 “Kaymakamlar ilçelerin orkestra şefi gibidir”

Kaymakamlığın yürüttüğü faaliyetleri anlatabilir misiniz?

Kaymakamlar ilçelerin orkestra şefi gibidir. Bütün birimleri biz koordine ediyoruz. Devletimiz sosyal devlet anlayışını çok yükseltti. Artık daha çok vatandaş odaklıyız. Bu çerçevede bakanlığımızın emriyle halk toplantıları, muhtarlar toplantısı yapıyoruz. Faaliyetler kapsamında köylerimize gidiyoruz vatandaşlarımızla buluşuyoruz. Bizlerden beklentileriniz nelerdir bir sıkıntınız derdiniz var mı, diye halkımıza soruyoruz. Maalesef hiç kimse eğitimle ilgili bir şikayette bulunmuyor. Benim çabam, gayem çoğunlukla bu yönde olacaktır. Eğitimle ilgili bir sorun varsa önce bunun dile getirilmesini istiyorum. Bakanlığımızın emriyle yürüttüğümüz projelerle vatandaşımıza artık daha yakınız.

Sizce günümüzde Kaymakamlar, halk tarafından nasıl görülüyor?

Eski dönemlere göre günümüzde kaymakamlar daha çok tanınıyor. Devletin amacı nedir, kamu yararıdır. Kamu yararı da insan odaklıdır. İnsanı yaşat ki devlet de yaşasın mantığıdır. Bence olması gereken de budur. Halkımızla iç içe bir yönetim anlayışı hakim görünüyor. Kaymakamlar ulaşılamayan değil en kolay ulaşılan kişiler olarak görülebiliyor artık.

“İnsanlar garantici değil, girişimci olmalıdırlar”

Bölgenin kalkınması yönündeki düşünceleriniz nelerdir?

Bölgemizde taşkömürü dışında başka seçeneklerin de olması lazım. Bölgemiz tarım ve hayvancılık kapsamında elverişli bir bölgedir. Fakat şunu fark ettim ki genç nüfus kendi bahçesi olduğu halde başka bir şehre asgari ücretle çalışmak için gitmeyi tercih ediyor. Aslında gençler kendi alanını değerlendirse daha fazla kazanç sağlar. Bu bölge için tarımın reklamının yapılması gereklidir. Bu konuda çok küçük bir örnek vermek gerekirse mesela kız istemeye gidince oğlunuz ne iş yapar diye soruluyor. Çiftçi denilince ne yazık ki hemen olumsuz bir algı oluşuyor. Bu algının kırılması gerekiyor. Çiftçinin yaptığı iş çok önemlidir ve bunun iyi bir şekilde reklamının yapılması gerekir. Çiftçilik katma değer üremek anlamında çok önemlidir. Devlete de kazandırır kişiye de kazandırır. Müteşebbis ruhun insanlarda daha fazla olması gerekiyor. İnsanlar garantici değil girişimci olmalıdırlar. Ortaya koyacakları üretim için korkmamalıdırlar. Mahsulüm olur mu olmaz mı diye bir endişe içinde olmaları onları baştan kaybettirir. Tabii ki de tarım tek başına bir ülkenin ekonomisi sırtlayamaz. Ama bu alanın da gelişmesi, imkanların değerlendirilmesi gerekir. Bu bölge için en azından tarımın ve hayvancılığın daha da ön planda olması gerekiyor. Türkiye tarım ve hayvancılık alanında coğrafi konum ve iklim olarak çok iyi bir konuma sahip. İnşallah bu durumu iyi bir şekilde değerlendiririz ve geliştiririz.

“Hedefim insanları mutlu etmekle birlikte mutlu olmayı da bilmek”

Kariyer hedefleriniz nelerdir?

Bizim meslekte vali olmak gibi bir hedef vardır. Ama benim valilik gibi bir hedefim yok. Ben bulunduğum konumda işimi iyi yapmaktan yanayım. Vali olabilmek için en az 15 yıllık mesleki deneyime sahip olmamız gerekiyor. Arada çok değişken ve çok zaman var. Bence 15 sene sonrası için bir hedef koymaya gerek yok. Çünkü diğer türlü hedeflerseniz çok yıpranırsınız. Bizler bulunduğumuz konumda işimizi iyi yapalım. Bununla birlikte zaten başarı bir şekilde her şeyi getiriyor. Benim istediğim şu: Bulunduğum ilçelere faydalı işler yapayım, o ilçeden ayrılırken yaptıklarımla bilineyim, faydalı olduğumu bileyim, sevilen bir insan olayım… O bana yeter. Benim hedeflerim arasında Türkiye'nin en iyi ekonomistlerinden biri olmak var. Bunu ben kariyer hedefi olarak görmüyorum, sadece kendimi geliştirmek ve kendim için kazanım olması açısından bu hedefimi gerçekleştirmek istiyorum. Ekonomi alanında mastır yapmak istiyorum. Yabancı dilimi daha da ilerletmek istiyorum. Bununla birlikte diğer hedeflerim arasında insanları mutlu etmek, vatandaşa her daim faydalı olmak var. Hayatım boyunca bana herkes başarılı desin diye bir amacım olmadı, bundan sonra da olmayacak. Ben kendi yaptıklarımın bilincinde olayım, yaptıklarımı bileyim ve adımlarımı ona göre atayım. Kendim nasıl hissediyorsam öyle yaşamaktan daha çok zevk alıyorum. Bu anlamda kariyer hedefim insanları mutlu etmekle birlikte mutlu olmayı da bilmek.

Az çok edindiğiniz tecrübelerle birlikte genç bürokratlara, bu yolda yürümek isteyenlere birtakım tavsiyelerde bulunabilir misiniz?

Çok tecrübeli olmamakla birlikte geldiğim noktaya kadar birtakım tecrübeler edindim tabii ki de. Başarmak için çalışmaktan vazgeçmemek gerekir. Ben özellikle devlet memurlarının, bürokratların stabil kalmamalarını öneriyorum. Bürokratlar kendilerini geliştirebilmeli ve yenileyebilmelidirler diye düşünüyorum. Bir vatandaşa yardım ettiğimde o kişinin fotoğrafını çekip göstermem. Bu benim görevimdir. Ben bunu yapmak zorundayım zaten. Ben iyi bir bürokrat olmak için bu şekilde bir çaba içerisindeyim. Hayatta ne istediğini iyi bilmek lazım. Kişi devlet memuru olarak mı çalışmak istiyor yoksa özel sektörde mi çalışmak istiyor? Önce bunun ayrımını yapması lazım. İlk önerim bu olur.  Her alanın kendine göre şartları oluyor. Kişi bunları iyi bilmeli, araştırmalı ve bu şartlara göre kendini hazırlamalıdır. KPSS ya da ALES ya da yabancı dil sınavı, hangisi olursa olsun önceliğini ve önemini iyi bilmelidir. Ama en azından ortak payda da bizi buluşturan yabancı dil oluyor. Yabancı dilini iyi geliştirmesi gerekiyor. İnsanlar küçük şehirlerde yaşasalar da kendilerini geliştirmesini bilmelidirler. İnsan kendini çok iyi tanımalıdır. Hayatında hiç küçük bir ilçede yaşamamış bir insanın kaymakamlık yapması çok zordur. Çünkü çok küçük bir yer onları sıkabilir. Zar atarak, tercih yapılmaz. Kaymakamlığın artıları da var eksileri de var. Kaymakamlık mesleği insanla iletişim kurmaktır. Biz evraklara değil insanlara yoğunlaşıyoruz. Genç bir bürokrat olarak önerilerim bu şekilde olacaktır.

Referandum gibi yoğun bir sürecin adından, bundan sonraki planlarınızı söyleyebilir misiniz?

Referandum öncesinde kültür ve sanat alanında yeteri kadar kafamızı yoramadık. Bundan sonrası için bu alanda da faaliyetler yapmayı istiyorum. Giresun'dayken çocuklarla gerçekleştirdiğimiz bir faaliyet vardı. Onlar için bir Karadeniz turu gerçekleştirdik. Giresun'un köyünde doğmuş yaşamış olan o çocuklar, hayatında ilk defa Karadeniz'i gördüler. Bununla birlikte çocuklarla tiyatro etkinlikleri, gezi, piknik etkinleri de gerçekleştirdik. Ama şuan Gökçebey'e geldiğimiz dönem karışık bir döneme denk geldi ve gerçekleştirmek istediğimiz faaliyetlerimizi yeteri kadar gündeme getirip üzerinde duramadığımız durumlar oldu. Şuan referandumun da sona ermesiyle ve ülkemizin yeni bir düzene girmesiyle, çalışmalarımıza dört elle sarılıp bizden istenilen hizmeti çok iyi bir şekilde yerine getireceğimize inanıyorum. Gökçebey'de eğitimdeki, ekonomideki eksikliklerin de üzerine giderek daha gelişmiş bir toplum oluşturma girişimine gireceğiz. Devletimizin verdiği imkânları ilçemiz için sonuna kadar kullanacağız. Vatandaşımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Bu anlamda kültürel ve sanatsal faaliyetlerimizi de ihmal etmeyeceğiz.

ETİKETLER : Gökçebey Kaymakamı Gökhan Öztürk
Diğer RÖPORTAJ haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Genç Bürokrat Dergisi Haber Portalı
© Copyright 2015 İRM TASARIM AJANSI. Tüm hakları saklıdır. Bu site İRM Pusula Tasarım Ajansı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA