GENÇ BÜROKRAT MANŞET HABERLER

SİYASET GÜNDEMİ
TÜRKİYE
ATAMA & TAYİNLER
DUYURULAR
BÜROKRAT HABERLERİ
RÖPORTAJ

“Nereden Geldiğimizi Bilirsek Nereye Gideceğimizi Daha Kolay Tarif Edebiliriz”

Hayatını bürokrasiye adamış, Ulaştırma Bakanlığının farklı birimlerinde görev almış ve yaptığı her görevde başarılı olmuş bir isime, Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Orhan Birdal'a konuk olduk ve demir yollarından, hava yollarına kadar ulaşım ağının detaylarını konuştuk.
Bu haber 2017-09-05 09:51:06 eklenmiş ve 230 kez görüntülenmiştir.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1958 Erzincan Kemah doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudum. Daha sonra İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi şimdiki adıyla Marmara Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulundan 1980 yılında mezun oldum. 1990 yılında yüksek lisansımı tamamladım.  1982 yılında Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünde Hava Trafik Kontrolörü olarak göreve başladım. Daha sonra memleketimizin farklı bölgelerinde, önce Erzincan’da daha sonra Nevşehir’de akabinde Trabzon ve İzmir’de Hava Limanı Başmüdürlüğü görevlerinde bulundum. 2002 yılında Ankara’ya geldim ve İşletme Dairesi Başkanı olarak atandım. 2003 yılında da Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi oldum. 2007 yılı sonunda ise Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak atandım. 2015 yılının 23 Şubat tarihine kadar bu görevimi sürdürdüm. Daha sonra Bakanlık Müşavirliğine atandım. 2015 yılı 1 Kasım seçimlerinde Ak Parti İstanbul 1. bölgeden milletvekili adayı oldum ancak seçilemedim. Sonrasında bakanlıktaki görevime geri döndüm ve Müsteşar Yardımcısı olarak atandım. Evliyim ve 4 çocuğum var.

Nasıl bir eğitim hayatınız oldu?

Doğum yerim Erzincan ama 4 yaşından itibaren hep İstanbul’daydım. İstanbul İmam Hatip Lisesi mezunuyum. Lisede Sayın Cumhurbaşkanımızla aynı çatı altında, aynı dönemlerde eğitim yapma imkânı ve şansımız oldu. 1976 yılında oradan mezun oldum. 1980 öncesinde de üniversite de okudum. Tabi o dönem Türkiye’nin aslında karanlık dönemleriydi… O dönemde öğrenci olmak hele hele büyük metropollerde yaşamak gerçekten zordu. Kaotik ortam vardı. Sonrasında biraz durulur gibi oldu ama darbenin getirmiş olduğu izler daha derin yaralar açmaya başladı. Öğrencilik hayatım maalesef böyle bir ortamda geçti. Bizler öğrenciliği doya doya yaşayamadık. O dönemlerde insanlar imkânsızlıklar içerisinde okumaya çalışıyordu ve ciddi bir karmaşa hâkimdi. Şükür o günler geride kaldı. Çocuklarımız o günleri yaşamadı. Şimdilerde Türkiye nereden nereye geldi diye konuşuluyor. İşte buralardan yani imkânsızlıklardan kurtularak dünyanın sayılı ülkeleri seviyesine geldik. Eğitim seviyesi, teknik konular, yaşam kalitesi, gelir düzeyi itibarıyla ciddi bir mesafe kat edildi.

Ortaokul ve lisede okurken evimiz Anadolu Yakasındaydı okullarım ise hep Avrupa Yakasında oldu. Okula gitmek için her gün vapurla seyahat etmek durumundaydım. O zaman daha 1. köprü yapılmamıştı. Vapurun içerisinde uyuduğumuzu, sisten dolayı vapur çalışmadığı için vapurun içinde kalıp ertesi sabah tekrar okula gittiğimiz günleri gördük. Biz bunları yaşadık. Şimdi ise boğazın iki yakasını 5 yerden birleştiren köprüler ve  tüneller var. Bir tanesi Marmaray, diğeri de araç geçişi için yapılan Avrasya Tüneli. Kaldı ki bu tünellerden ikisi ilk defa Asya ile Avrupa arasında deniz altından geçişi sağlayan tüneller. 3 tane köprüye sahip olduk. 3. Köprü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü… Bunlar son 10 yılda yapılan devasa hizmetler… Ak Parti iktidarında yapılan hizmetler Türkiye’nin hem ekonomik anlamda hem de iş yapabilme kabiliyeti ve kapasitesi anlamında ciddi bir mesafe kat ettiğinin göstergeleri. Nereden geldiğimizi bilirsek nereye gideceğimizi daha kolay tarif edebiliriz.

Peki, sizce çocuklarımıza nereden geldiğimizi anlatabiliyor muyuz?

Çok fazla anlatabildiğimizi zannetmiyorum. Karşımızda dijital bir nesil var. Teknolojiyle çok haşır neşir oluyorlar. Teknoloji de çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla bu değişim içerisinde dönüp geriye bakmayı çoğu zaman ihmal ediyorlar. Bizim zamanımızda televizyon yoktu. 5-6 yaşındaki çocuklara televizyonun olmadığını nasıl anlatacaksınız?

Türkiye nüfusu, genç bir nüfus. Biz nüfusumuzun genç olmasıyla övünüyoruz. 35 yaş altındaki nüfusumuz aşağı yukarı yüzde 60 civarında. Bu insanlar 1980 öncesini hatırlamıyorlar. Pek çoğu 90 öncesini de hatırlamıyor, bilmiyor. Gençlere o günleri anlatmak gerekiyor. Tabi siz bizim ne kadar zorluk yaşadığımızı biliyor musunuz demek için değil, aynı şeyleri bir daha yaşamamak, aynı oyunlara bir daha gelmemek için. O bakımdan bu tecrübeleri aktarmak gerekir diye düşünüyorum. Elimizden geldiği kadar yapıyoruz ancak yeterli olduğunu düşünmüyorum. Geleceğe bir vizyon sergileyerek, hedefimizin çizgisini belirleyerek gitmek önemli… İnşallah yeni nesil bunu başaracak. Dergimizin adı Genç Bürokrat. Hem resmi hem özel bürokraside çalışan pek çok genç insanımız var. Onlar Türkiye’nin geleceği. Bu geleceğe giden yolda onlara rehberlik edecek doğru düzgün insanlara ihtiyacımız var. Herkesin doğru tecrübelerini paylaşması gerekiyor. Özellikle kamu da bu çok önemli. Bazı yerlerde usta-çırak ilişkisi de oluyor. Bir kuruma gittiğimiz zaman o kurumun evveliyatını bilen, kurumsal hafıza dediğimiz insanlara itibar etmek lazım. Onları yok farz etmemek lazım. Yani her şey bilgisayar değil. Belki bazı bilgilere bilgisayarınızın tuşlarıyla kolayca ulaşabilirsiniz ama ondan çok çok daha fazlası bu kurumsal hafızayı taşıyan insanlarda var. Onları da bulup ortaya çıkartmak önemlidir diye düşünüyorum.

Bizler kendi bilgilerimizi aktarmalıyız dediniz. Peki, genç bürokratlarımız ne yapmalılar?

Kendilerini geliştirmeleri gerekir. Bu anlamda da bürokrasi önemli bir noktada. Bürokrasi, devletin çarkları, şartları ve kuralları arasında sıkışıp kalmak için değil, insanın hayatını kolaylaştırmak için var. Vatandaşların ihtiyaçlarını kısa yoldan gidermek için var.Her şeye rağmen çözümcü yaklaşımlar ortaya koyarak insanlara yardımcı olunabilecek bir pozisyon vardır,maharet bunu bulup çıkarmaktır ve bürokrasinin insana haz veren yanı da budur. Gençlerimizin bu anlayışla yaklaşmaları gerekir. Yani bürokrasi her gün sabah 8’de gelip akşam 5’te çıkıp, ayın 15 ‘in de paranızın bankaya yatırıldığı, her şeyi önünüzde hazır bulduğunuz size bahşedilmiş olan bir nimet değildir. Belki bazı imkânlar size bahşedilmiştir ama o imkânlar sizin şahsınıza değil vatandaşın işini görmek, daha hızlı, daha çabuk ve kaliteli olarak hizmet vermek için size verilmiştir. Bu hakkı yerli yerinde kullanmak lazım. Maalesef bürokrasinin kötü bir imajı var. Bürokrasi deyince işleri tıkayan, yavaşlatan bir algı var. Bunun böyle olmadığını özellikle genç bürokratların anlatmaları gerekir. Bu çağın bürokratlarının bunu iyi değerlendirmeleri, iyi okumaları lazım. İnsanımız artık hizmet bekliyor. Evet, bilgisayar çağındayız ve pek çok hizmet artık yüz yüze gelmeden, bir devlet dairesine uğramadan verilebiliyor. Bu önemli bir gelişme ama o sistemleri besleyecek insan da lazım. Onu besleyecek olan da yine bürokrasimiz. Burada vatandaşla doğrudan ilişkisi olanlarla, vatandaşla ilişkisi olmadan sadece bu ilişkileri düzenleyenleri birbirinden ayırmak lazım ama neticede yapılan iş vatandaşlık odaklı bir iş. Yani bürokrat vatandaş için var, kendisi için değil… Bunun her an hatırda tutulması lazım. Bürokratın iş yerini, kendi öz iş yeri gibi görmesi lazım. Nasıl bir bakkal sahibi sabah gelip dükkânını açtığında temizliğini yapıyor, müşteri bekliyor, o müşteriye güler yüz gösteriyorsa hayatta ve ayakta kalabilmesi için onu yapmak zorundaysa, bürokratında aynısını hissetmesi lazım. Çünkü hiç kimse keyif için devlet kapısına gelmiyor. Bir ihtiyacı olduğu için, devletten yardım beklediği için geliyor. Onun beklentisine cevap vermek lazım. Talebi uygun olmasa dahi kişiyi aynı şekilde güler yüzle, kamu kurumlarından soğutmayacak ve korkutmayacak bir şekilde ağırlaması lazım. Benim bürokrasiden anladığım bu… Onun için genç bürokratlara da tavsiyem, tebessümü eksik etmesinler. Vatandaşa yol göstersinler. Kendileri çözemiyorlarsa bile çözüm yolunu araştırsınlar. Vatandaşı da o yönde yönlendirsinler. Yani sözün özü bürokraside ki bugün git yarın gelme anlayışının yıkılması lazım.

Bürokrasinin de siyasetinde içinde olmuş biri olarak, bürokrasi ve siyaset dengesini sorsak, ne noktadalar?

Siyasetin bürokrasiden, bürokrasinin de siyasetten beklentileri var. Aralarında böyle bir etkileşim var. Siyaset vatandaşla daha iç içe. Vatandaş kendi seçmiş olduğu kişilere sürekli ulaşmak, onlara dokunmak istiyor. Ulaştığı, dokunduğu zamanda derdi sıkıntısı talebi neyse onu iletiyor. Tabi bu iletilen taleplere karşı siyasetin ilgisiz kalması mümkün değil. Haliyle o da vatandaşın bu isteğini yerine getirmek, bu müşkülünü çözmek için bürokrasiye müracaat ediyor. Bürokrasi mevzuat çerçevesinde çalışıyor. O mevzuatın dışına çıkması mümkün değil. Bürokrasi mevzuatında çıkış yolu bulunamadığı noktalarda siyaset devreye girerek buna mecliste çözüm buluyor. Eğer bir kanun değişikliği yapılacaksa onu da siyaset yapacak. Yani bürokrat siyasetçiden gelen talepleri çözmeye çalışıyor, siyasetçi de bürokrasiden gelen çözüme yönelik talepleri değerlendiriyor. Onu parlamentoda ne şekilde çözeceğine dair fikir üretiyor. Her iki tarafta da böyle bir etkileşim var. Birbirlerine ihtiyacı var. Biri olmadan diğeri olmuyor. O bakımdan bürokrasi ve siyaset bu anlamda iç içe girmiş ve biri diğerini tamamlayıcı nitelikteki alanlar diyebiliriz.

Sizin tekrar siyaset düşünceniz var mı?

 

Şu anda Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın takdiri ve teveccühü ile verdikleri bu görevin başındayım. Görevimden de memnunum, mutluyum. Birikimlerimden aldığım tecrübe ile faydalı olmaya çalışıyorum. Bundan sonra da bugüne kadar olduğu gibi nerede ihtiyaç duyulursa, nerede daha faydalı olacağıma kanaat getirilirse, verilen görevi yapmaktan hiç bir zaman çekinmeyecek ve layıkıyla yapmaya çalışacağım. Şimdiye kadar ki çalışma hayatım hep bu yönde oldu. Onun için zamanın ne göstereceği, neye kapı aralayacağı, neyin kısmet olacağı belli olmaz. Onu ancak Allah bilir. Ben görev insanı olduğumu düşünüyorum ve verilen görevi layıkıyla yapmaya çalışıyorum.

Peki, görevlerinizden bahsedersek şu an ne yapıyorsunuz?

Ulaştırma Bakanlığı, bünyesinde çok çeşitli kuruluşları barındıran ve geniş bir yelpazede hizmet veren bir bakanlık. Denizcilik, havacılık, kara yolları, demir yolları, haberleşme sistemlerinin bir arada bulunduğu bir bakanlıktan bahsediyoruz. Bu sektörler o işle ilgili müsteşar yardımcılarına ayrılmış ve onların sorumluluğuna verilmiş. Bana da içinden geldiğim havacılık sektörü ve demir yolu sektörü bağlı durumda.  

Demir yolları ve hava yollarında geldiğimiz durum nedir?

Özellikle son 15 yılda ikisinde de ciddi bir seferberlik başladı. Daha önce hiç yürümeyen trenden şimdi yüksek hızlı trenlere geçtik. Bunların yaygınlaşması için de yoğun bir gayret içerisindeyiz. Ankara - Eskişehir, Ankara - Konya, Ankara - İstanbul yüksek hızlı trenleri şu anda çalışıyor. Ankara - Sivas, Ankara - Afyon, İzmir ve Konya – Karaman hatları yapılıyor. İnşallah yakın zamanda Ankara’dan Sivas’a kadar olan hatta bitecek. Ondan sonra da devamı olacak; Sivas - Erzincan, Erzincan - Erzurum, Erzurum – Kars. Yani Ankara’dan yüksek hızlı trenle rahatlıkla Doğu’ya ulaşılabilecek. Hükümetimizin böyle bir planlaması var. 2023 hedeflerimiz var.

Demir yollarına gerçekten çağ atlatacak büyük projeler devam ediyor. Şu anda demir yolu alanında pek çok yerde inşaatımız var. Bu inşaatlar tamamlandığında Türkiye gerçekten demir yolu ulaşımında, pek çok ülkenin önüne geçecek.

Türkiye coğrafyası itibariyle zor bir bölge. Pek çok ülkeyle, özellikle de Avrupa’yla kıyasladığımızda, Türkiye’de yol yapmak, demir yolu yapmak, , kara yolu yapmak gerçekten zor… Coğrafyayla ciddi anlamda mücadele etmeniz gerekiyor. Onun için bu yapılan işler hem rakamsal olarak hem de zaman olarak ciddi bir çalışma ve koordinasyon gerektiriyor.

Demir yollarına 50 - 60 yıl hiç kazma kürek vurulmamıştı. Büyük Atatürk zamanında başlayan demir yolu, maalesef onun vefatı ile 40’lı yıllarda kesintiye uğramış, ondan sonra hiçbir çalışma yapılmamış. Şimdi ise yüksek hızlı tren hatları, konvansiyonel tren hatları yapılıyor.

Bunların yanı sıra mevcut hatların da tamamı yenilendi. Bu oldukça önemli bir gelişme. Eski hatlarda bozulmalar, deformasyonlar, çökmeler olmuş. Malzemeler eskimiş, yorulmuş. Bu nedenle 70 - 80 kilometre süratle gitmeniz gerekirken anca 20 - 30 kilometre süratle gidebiliyorsunuz. Onun da tedbirini aldık, yeniledik. Sonuç olarak tüm bu gelişmelerle demir yollarında ciddi bir ilerleme sağlanmış oldu.

Havacılıkta ki gelişme biraz daha farklı. Türkiye’de 2003 yılında toplam yolcu sayımız 34 milyondu ama 2016’ya geldiğimizde 180 milyon üzerine çıktı. 26 tane aktif havaalanımız vardı, şu anda 55 tane. Dünyanın en büyük havaalanının inşaatı da devam ediyor. Tek başına 200 milyon yolcuya bir yılda hizmet verebilecek bir havalimanı olacak. Ben bu havalimanının başlangıcında ve diğer aşamalarında görev yaptım. İhalesi benim dönemimde yapıldı. Sözleşmesinin altında da benim imzam var. Bu benim için büyük bir mutluluk. Belki çocuklarıma, torunlarıma bırakacağım en önemli miras bu.

Sadece havaalanı sayısı değil, yolcu ve firma sayısı da arttı. Türk Hava Yolları gibi dünya çapında bir firmamız var. Eskiden hiç bir şekilde sıralamaya giremezken bugün dünyanın en çok noktaya sefer yapan hava yolu şirketi. Yani bizim Avrupa’da ilk üçün içerisinde olan bir havayolu şirketimiz var. Özel sektör de şirketler kurarak pek çok noktaya seferler yapmaya başladı. Dolayısıyla artık Türkiye’nin ulaşılamayan ve Türkiye’nin ulaşamadığı nokta kalmadı.

Hedefimiz yut içinde bir vatandaşımızın en fazla bir saatte bir havalimanına ulaşmasını temin etmek. Türkiye’nin neresinde yaşarsa yaşasın… Hakkâri’de, Yüksekova’da, Şırnak’ta, Batman’da, Ağrı’da, Kars’ta, Iğdır’da havalimanı açıldı. En uç noktalarda havalimanları yaptık. Batı’da ne varsa Doğu’da ki insanımız da aynı hizmeti alsın, aynı konforu yaşasın dedik. Faydası da görüldü. Orada yaşayan insanlarımız artık daha fazla ve daha hızlı ulaşım imkânına sahip oldu. Bu hizmetleri yapabiliyor olmak, içerisinde olmak insana huzur veriyor. Tabi bu hizmetleri yapabilmeniz için arkanızda buna imkân sağlayan bir güç olması lazım. Hükümetimiz son 15 yılda yaptığı icraatlarla bu gücü hem millete, hem de dünyaya gösterdi. Böylelikle kendi vatandaşının teveccühünü kazandı. İnşallah hız kesmeden de devam edecek.

Türkiye’nin her yerinde ulaşım demir yollarıyla sağlanabilecek mi?

Aslında hedef bu. Daha doğrusu kara yolu, hava yolu, demir yolunun birbiri ile entegre olması. Her noktaya trenle gidemeyebilirsiniz. Bu nedenle trenden indiğiniz noktada hava yolu ya da kara yolu ile gitmek istediğiniz noktaya ulaşabilmelisiniz. Tüm bunların planlaması yapılıyor. Hayal kurmadan hiç bir şey olmaz, kaldı ki bu bahsettiğimiz hayalin biraz daha gerçeğe dönüştürülmüş hali. Yani önce kafanızda tasarlayacaksınız, hayal edeceksiniz ki onu gerçekleştirmek için bir sebebiniz olsun. Bahsettiğimiz demir yolu entegre sistemi ile ilgili konu artık hayal olmaktan çıktı. Gerçekleşmesi için ciddi adımların atıldığı bir boyuta geldi. İnşallah o da olacak ve bunu hep birlikte göreceğiz.

Doğrudan uçuşlarla ilgili yapılacak düzenlemeler var mı?

Bu işin ticari boyutu. Türkiye’de havacılık sektörü serbestleşti. 2003 yılına kadar tekelleşme vardı. Tek hava yolu şirketi vardı ve bütün taşımaları o yapmak durumundaydı. 2003’den sonra Bakanımız ve Başbakanımız, Binali Yıldırım göreve gelir gelmez ilk yaptıkları iş Türk Hava Yollarının tekelini kaldırmak oldu. Özel sektöre de taşıma imkânı sağladı. Bunun neticesinde özel sektör devreye girdi ve pek çok şirket tarifesiz seferlerinde yolcu taşımaya başladılar.

Havalimanları yaygınlaştığı için vatandaşlarımız gideceği noktaya doğrudan gitmek istiyor. Anadolu’daki havalimanlarından da Avrupa’ya sefer isteniyor. Burada işin içine ticari boyut giriyor. Eğer istenilen saatte, günde bir uçağı dolduracak kadar yolcunuz varsa, onu bulabiliyorsanız doğrudan uçar ama onu bulamıyorsanız, hiç bir hava yolu şirketi de zarar yapacağı bir uçuşu yapmak istemez. Hele hele uzun süreli uçmak istemez. Bunun etütleri ve pazar hesapları yapılıyor. Ticari olarak, buradan kar etmeyiz ama zararda etmeyiz diye düşündükleri her yere sefer koyuyorlar. Önemli olan ticari potansiyeli tespit edip ona uygun sefer koymak ve bunu sürekli kılmak.

Son olarak 15 Temmuz’un yıl dönümünde bu konu ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?

15 Temmuz hain bir darbe girişimiydi. Türkiye’nin hızla yürüyen tekerine çomak sokmak isteyenler, bunu içerden elde ettikleri hain güçlerle gerçekleştirmek için bir kalkışmaya cüret ettiler. Halkımız sağduyusu ile Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın liderliğinde onlara güvenerek ve söylediklerine itibar ederek, bütün bu hain düşünceyi, bu kalkışmayı boşa çıkarttılar.

Şimdiye kadar yapılan darbe girişimleri nasıl vatandaşta karşılık bulmadıysa bu da hiç bir şekilde karşılık bulmadı. Ancak diğerlerinden farklı olarak burada vatandaş bedenini, kendisini tankların önüne sürdü. Öylesine haince bir kalkışmayla karşı karşıya kaldık ki, bu ülkenin askeri kendi vatandaşının üzerine, uçaklarla, tanklarla, helikopterlerle saldırdı. Kendi vatandaşına ateş eden, onlara namlu doğrultan hainlerle maalesef karşı karşıya kaldık.Bu topraklar tarih boyunca pek çok ihanete şahit oldu,ancak böylesi belki de ilk kez görüldü. Bunlara verilecek en güzel cevabı milletimiz, feraseti ve sağduyusu sayesinde kenetlenerek verdi. Acı bir test oldu ama bir kez daha gördük ki, bu millet kendisine karşı kalkışılacak her türlü hain girişimin önünde göğsünü siper edecek ve bu kalkışmalar, bu darbeler göğsünde sönecek. Şimdi buna ön ayak olanlar, destek verenler, yardımcı olanlarla ilgili hukuki ve adli süreçler devam ediyor. O da bittiğinde biraz daha sükûnete kavuşacağız. İnsanın dışarıdan gelen düşmanlara karşı kendini koruması, tedbir alması çok kolay ama maalesef kendi içimizdeki düşmanlara, hainlere karşı biraz daha gafil avlanıyoruz... 15 Temmuz’da büyük bedeller ödendi ama milletimiz bu bedelin karşısında dim dik, tek başına, bayrağı ile milleti ile devleti ile bir arada olduğunu dünya âleme göstermiş oldu. Türkiye’nin bu tür darbelerle tökezlemesi, sendelemesi için fırsat kollayanlar ve buna sevinenlerin de kimler olduğunu gördük. Yani 15 Temmuz’da biz dostumuzu da düşmanımızı da tanıdık.

ETİKETLER : Ulaşım Bakanlığı Ulaşım Bakanlığı Müsteşarı Orhan Birdal
Diğer RÖPORTAJ haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Genç Bürokrat Dergisi Haber Portalı
© Copyright 2015 İRM TASARIM AJANSI. Tüm hakları saklıdır. Bu site İRM Pusula Tasarım Ajansı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA